Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik müzikli göndermesini sürdürdü.
Daha önce CHP lideri Özel’i Aşık Mahsuni Şerif’in Abur Cubur Adam" türküsüyle benzeştirdiğini söyleyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Söylediği şeylerin hiçbir karşılığı yok. Yalandan ibaret. Başka bir ortamda da ideolojik anlamda bir siyasi karakter olarak tutarsızlıklarını ortaya koymak için Fikret Kızılok’un Alaturka Liberal diye bir şarkısı var. "Gözlerin keman çalardı, dudakların darbuka diye" Ne söylediği anlaşılmıyor" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, AK Parti Erzurum İl Başkanlığını ziyaret ederek partililerle bir araya geldi.
Parti il binası önünde İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu ve partililerce karşılanan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Tekin’e, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, ilçe belediye ve ilçe başkanları ile parti yöneticileri eşlik etti.
AK Parti öncesi Türkiye
AK Parti öncesi Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu anlatan Bakan Tekin, "Türkiye’de 3 Kasım 2002’den önceki Türkiye nasıl bir Türkiye idi? Şöyle bir hayal etmenizi istiyorum. O Türkiye’de her gün ülkenin bir bölgesinden terör olayları hemen hemen her ay 1990 yılından itibaren özellikle toplumu infiale sevk eden bir siyasetçinin, bir bürokratın, bir askerin ya da bir entelektüelin öldürüldüğü şehit edildiği bir Türkiye’yi yaşıyorduk. Bazen topluca toplumun tamamının sayıca fazla gerek asker gerek sivilin şehit edildiği toplumsal olaylarla karşı karşıya kalıyorduk. Bu güvenlikle ilgili boyutu. Demokrasi açısından, demokratik siyaset açısından baktığınızda 1990’lı yılları hatırlayın. Milli Güvenlik Kurulu ne zaman toplanacak? Toplumun tamamı neredeyse takip ederdi, bilirdi. Yüksek Askeri Şura’yı hepimiz takip ederdik. Neden? Çünkü demokratik siyasetin üzerinde demokrasinin kılıcı gibi duran vesayetçi mekanizmaları vardı. Bu ülkede parlamentoda güvenoyu almış bir hükümetin güven oylaması anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi. Sadece askerler değil, yargı bürokratlarının da demokratik siyasete müdahale ettiği bir Türkiye’yi yaşadık. 1995 seçimlerinden önce Anayasa Mahkemesi’nin aldığı gerek Türkiye Milletvekilliği gerek seçim çevresi barajıyla ilgili aldığı kararların seçim sonuçlarını doğrudan etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu ülkede hükümetler bir yıl bile sürmüyordu neredeyse. Hükümet bunalımlarıyla karşı karşıyaydık. Hükümeti oluşturan koalisyon partilerinin birbirlerine yaptıkları restlerin faturasını toplum olarak millet olarak biz ödüyorduk. Bunun karşılığında toplum olarak biz hem ekonomik faturasını ödüyorduk hem de uluslararası arenada Türkiye ile ilgili imaj probleminin faturasını ödüyorduk" dedi.
Terörsüz Türkiye süreci
"Bir akademisyen olarak bulunduğum bir ülkede eline tüp parasını alıp sıfırları sayan bir kişiyi görüp bu sıfırlardan dolayı kahkahalarla güldüğü bir Türkiye’yi biz yaşadık" diyen Bakan Tekin, "Bunları niye anlatıyorum? Bunları bu yaz Türkiye buluşmalarının ana konusu olan terörsüz Türkiye söylemine Türkiye nasıl geldi? Hangi ortamdan geldik? Bunu görebilmek adına bunları anlattım. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’de yolsuzluklarla, yoksullarla, yoksulluklarla ve yasaklarla mücadele etmek için siyaset sahnesinde bulundu. Ve bu döneminde hem yolsuzluklarla hem yoksullukla hem de yasaklarla. Bu yasaklar neydi? Bu yasaklar şunlardı. Siyasi otorite, kamu otoritesi, asker ya da sivil, insanların dini inançlarına yasaklar getiriyordu. İnsanların etlik kimliklerini tanımlamasına yasaklar getiriyordu. Bu ülkede insanlar Müslümanım demekten korkar hale gelmişlerdi. Bu ülkede insanlar Kürdüm demekten, Aleviyim demekten ya da Kürtçe konuşmaktan imtina eder hale gelmiştim. Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002’de böyle bir Türkiye’de iktidar oldu. Ve öyle bir tablo vardı ki bunlar, bu bahsettiğim şeyler tabu halini almıştı. Onlara dokunmak, onlarla ilgili bir politika geliştirmek Türkiye’de hükümetleri alaşağı edecek mayınlı araziler idi. Bu alanlara girmekten herkes imtina ediyordu. Bu alanlar da söz söylemekten imtina ediyorlardı. Hatırlayın bu ülkenin herkes tarafından dinlenen bir sanatçısı Kürtçe bir şarkı söylediği için bir gece ansızın kamuoyu tarafından linç edilmişti. Böyle bir Türkiye yaşadık. Böyle bir Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım’da iktidara geldi. Ve bu Türkiye’de bu güvenlik risklerinin olduğu Türkiye’de olağanüstü hal diye bir rejim vardı. O hal rejimi, o rejimde insanların hiçbir güvencelerinin olmadığı bir Türkiye yaşadık. O Türkiye’de iki yüze yakın köyümüz boşaltılmıştı hatırlayın. Devlet ben sizin güvenliğinizi temin edemiyorum, güvenliğinizi temin edemediğim için buraları boşaltacaksınız. Dolayısıyla sizi yerinizden, yurdunuzdan ediyorum demek durumunda kalmıştı. Ve bu vatandaşlarımız da bizi uluslararası harekete ahime şikayet ediyordu ve biz ülke olarak tazminatlarla karşı karşıya kalıyorduk. Adalet ve Kalkınma Partisi böyle bir dönemde iktidara geldi. Bu ortamda köyleri boşaltılan köyleri tekrar köylülere yerleşimini açacağız demek mayınlı bir araziydi. Böyle güvenliksiz bir ortamda o hal rejimini kaldıracağız demek mayınlı bir söylemdi ve bunu söylemek cesaret isterdi" diye konuştu.
Terörsüz Türkiye ile neyi murad ettiğimizi sizlerle paylaşmak için buradayız
Adalet ve Kalkınma Partisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde 3 Kasım 2002’de seçimleri kazandığını ve 18 Kasım’da hükümetin kurulduğunu hatırlatan Bakan Tekin, "İlk AK Parti hükümeti kuruldu. Ve 30 Kasım 2002’de OHAL uygulamasını kaldırdık. Bugün terörsüz Türkiye’yi konuştuğumuz sürecin aslında başlangıcı olarak oraya almamız lazım. Ondan sonra bu ülkede Kürtçe konuşmak artık suç olmaktan çıktı. Tam tersine Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Kürtçe seçmeli dersler konuldu. İnsanlar çocuklarına Kürtçe öğretmek istiyorlarsa özel öğretim kursları açıldı. Yaygın eğitim kapsamında Kürtçe kursları açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kürtçe eserler basmaya başladı. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye’de yasak olarak tanımlanan bir tabuyu daha bir problemi daha çözmek için karşısına bütün vesayetçilik işleri alarak yola çıkmıştı. Bugün Terörsüz Türkiye’yi konuşuyorsak eğer 2002’den bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımızın attığı bizi bugün terörsüz Türkiye’ye taşıyan politikaların uygulamaların etkisini bu uygulamaların Türkiye’yi taşıdığı noktayı unutmamak gerekir. Tabii bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamayı apayrı bir yere oturtmak gerekiyor. Cumhur ittifakı perspektifiyle başlayan bu süreç Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bütün bu icraatlarıyla birleştiğinde biz bugün Türkiye’de terörsüz Türkiye diye bir söylemi hep beraber dile getiriyoruz. Peki biz niye sahadayız? Biz de şunun için sahadayız. En başta konuşmamı başlarken söylediğim biz siyasi öyle bir siyasi geleneğiyiz ki attığımız her adımı niçin yaptığımızı, ne yapmamız gerektiğini sahamda, vatandaşlarımızla, toplumla, milletimizle konuşarak istişare ederek hareket etmeyi kendimize bir gelenek olarak aldığımız için bugün buradayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla terörsüz Türkiye ile neyi murad ettiğimizi terörsüz Türkiye’den nasıl bir sonuç elde etmek istediğimizi ve bu süreçte kimlerin rahatsız olacağını sizlerle paylaşmak için buradayız. Ve bizler kimleri rahatsız etmeden bu işleri yapacağımızı, mesela şehitlerimizi, onların manevi miraslarını, ailelerini, gazilerimizi asla rahatsız etmeyeceğimizi, tam tersine onların uğruna şehit oldukları ya da gazi oldukları değerleri Yani bu ülkede terörün olmadığı hiçbir çocuğumuzun şehit olmak durumunda kalmayacağı bir Türkiye hep beraber inşa edeceğimizi deklare etmek için buradayız. Bunları paylaşıyoruz. Bu kapsamda ben de bugün il başkanımızın bize yaptığı programı hayata geçirmek için buradayız. İnşallah güzel şeyler yapacağız" şeklinde konuştu.
Gelin bu süreci beraber yürütelim
Bu süreçte bütün siyasi partilerin bütün siyasi aktörlerin verecekleri desteği, sivil toplumun bütün kesimlerinin verecekleri desteği önemsediklerini kaydeden Bakan Tekin, "Ve herkese kapımız açık. Gelin bu süreci beraber yürütelim. Bu anlamda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan komisyonu ben çok önemsiyorum. İnşallah hep beraber Türkiye’yi terörsüz bir Türkiye’ye taşıyacağız. Bu esnada siyasetin gündemini meşgul eden çok farklı tartışmalar var. Gönül arzu ederdi ki hep beraber bütün siyasi partiler Anadolu’da il il bunu konuşalım. Ama mesela ana muhalefet partisinin pek gündeminde yok bu. Sadece parlamentoda bunu konuşuyor ama toplumun huzurunda çıktığı zaman aklı hayale gelmedik yalanları zikretmeye devam ediyor. Bu kadar önemli bir mevzu varken Türkiye’yi bütün toplumu Herkes hatta bölgeyi bu kadar yakından ilgilendiren bir mevzu varken toplumun karşısına çıkıp halkın karşısına çıkıp akla ziyan yalanlarla farklı gündemlerle toplumun kamuoyunun gündemini meşgul etmek kuşkusuz çok doğru bir söylem değil. Onları da anlıyorum. Onların da içinden geçtikleri zor bir durum var. Şöyle bir hayal edin. kendi içinden birileri şunu diyor diyor ki bizden bir belediye başkanı İstanbul’un İstanbul halkının İstanbul için harcanması gereken paraları yolsuzlukla çarçur etti. Kendi şikayetleri. Ve yolsuzlukla elde ettiği bu gelirin bir kısmını da iki bin yirmi üç yılında partinin kurultayında delege satın almak için kullandı. Şimdi bunlar kendi ifadeleri, biz karışmıyoruz. Şimdi böyle bir gündemin içerisinde oldukları zaman kuşkusuz bu gündemi değiştirecek spekülatif manipülatif konulara ihtiyaç duyacaklar" dedi.
CHP Genel Başkanına şarkılı gönderme
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in bazı ifadelerini Aşık Mahsuni Şerif’in Abur Cubur Adam" türküsüyle benzeştirdiğini söyleyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü; "Yani söylediği şeylerin hiçbir karşılığı yok. Yalandan ibaret. Başka bir ortamda da ideolojik anlamda bir siyasi karakter olarak tutarsızlıklarını ortaya koymak için Fikret Kızılok’un Alaturka Liberal diye bir şarkısı var. "Gözlerin keman çalardı, dudakların darbuka diye" Ne söylediği anlaşılmıyor. Bir başka dilden konuşuyor, sonra başka bir şey söylüyor. İkisini yan yana getirdiğimizde ortaya hiçbir şey çıkmıyor. Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu durumu görünce nakaratlarını söylemeyeceğim bir Tanju Okan şarkısı geliyor aklıma. Hatırlayın şarkı şöyle diyor, "Her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam" Ben şöyle benzetiyorum. Gerçekten her şey bir rüya olsa da iki bin yirmi üç kurultayını unutsak, bir an seni unutsam, unutsam bugünleri, ben aynen oraya benzetiyorum. Öyle düşünüyor herhalde. Unutarak uyansam, seni gördüğüm günü sevdiğimi unutsam, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu durum bu. Şunu hayal ediyorlar. Bütün Cumhuriyet Halk Partililer koskoca bir Cumhuriyet Halk Partisi geleneğine iki bin yirmi üçte yaşadığımız biraz önce söylediğim delege oylarının rüşvetle satın alındığı Bunu ben söylemiyorum. Kendi üyeleri söylüyorum. Bir siyasi partiye mensup olmak Cumhuriyet Halk Partililer tarafından bu kadar büyük bir geçmişe sahip bir Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni tarafından kuşkusuz çok daha tasvip edilmiyordur. Onlar muhtemelen bu söylediğim şekilde düşünüyorlar. Her şeyi unutacakları bir rüya olsa keşke bu. Ama öyle değil maalesef. Şimdi başka bir şey daha eleştiriyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nden kaçan siyasetçiler var. Cumhuriyet Halk Partisi’nden kaçan belediye başkanlar var. Onu da eleştiriyorlar. Şarkının son mısrasında onunla ilgili bir şey var. Her şey bir rüya olsa diye devam ediyor. Bir başka dünya bulsam içinde sen olmasan Ben aynen buna benzetiyorum. O yüzden de hak veriyorum. Bu kadar kendileri açısından tartışmalı bir gündem varsa bu gündemi mutlaka kamuoyundan uzaklaştırmak için böyle spekülatif manipülatif bir dil kullanacaklar. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’ne Kurtuluş Savaşı’nı yürüten, cumhuriyetin kurucusu olan bir siyasi partiye yakışan ülke için, bölge için bu kadar önemli olan terörsüz Türkiye sürecini kamuoyunda toplumda sahiplenmek ve bunun için iktidarı hükümeti doğru adımlar atmaya sevk edecek politika önerilerini dile getirmelerini beklerdik. Ama maalesef Böyle bir durum söz konusu değil. Dediğim gibi onların da içinde bulunduğu durumda Allah yardımcıları olsun. Zor bir durum. Yani herkes acaba kimler rüşvetle satın alınmış diye etrafında birbirlerine bakıyorlar. Bir siyasi parti için gerçekten içinden çıkılması zor bir durum. Kendilerine kolaylıklar diliyorum ama biz Türkiye Cumhuriyeti’ni seven Türk milletini seven, Türk milletinin önündeki problemleri aşmak isteyen bir siyasi hareket olarak, bir siyasi kadro olarak sahadayız, toplumun içerisindeyiz. Yapmak istediğimiz şeyleri yapacaklarımızı sizlerle istişare ediyoruz. Toplumla istişare ediyoruz. Görüşlerini ve önerilerini alıyoruz. Sonrasında da bunları ilgili karar mercileriyle paylaşacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızla paylaşacağız. Ve süreci sağlıklı bir şekilde bölgemiz açısından ülkemiz açısından en faydalı nasıl sonuçlanacaksa o şekilde sonuçlanacak politikaları inşallah hep beraber hayata geçireceğiz."
Yorumlar
Kalan Karakter: