Kıymetli Dostlar,
Bugün evlerimizin başköşesinde duran o ışıklı ekranlar, artık sadece birer eğlence aracı değil; toplumun değer yargılarını, hukuk algısını ve gelecek tasavvurunu şekillendiren birer "açık hava dershanesi" hükmündedir. Sayın Müftümüzün de isabetle belirttiği üzere, dizi sektörü bugün toplumun değer üreten veya o değerleri sinsi bir şekilde aşındıran en güçlü eğitim mekanizmasına dönüşmüştür.
Bir toplum ferdi olarak bu meseleyi şu başlıklarla vicdanlarınıza arz etmek istiyorum:
1. Kamu Yayıncılığı Bir "İmtiyaz" Değil, "Emanet"tir
Anayasamızın 41. maddesi aileyi "Türk toplumunun temeli" olarak tanımlar. Özellikle milletin vergisiyle yayın yapan TRT ve ulusal kanallar, sadece reytingin kölesi olamazlar.
Kamu yayıncılığı; seküler hayatı "tek normal" gibi sunup, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan dindar-muhafazakar veya geleneksel aile tiplerini yok sayamaz.
Bu bir sansür talebi değildir; bu, "Temsilde Adalet" ve kamu ahlakı sorumluluğudur.
2. Aile "Sorun Merkezi" Değil, "Güven Limanı"dır
Dizilerin çoğunda aile; ihanetin, entrikanın, lüks hırsının ve şiddetin merkezi gibi gösteriliyor. Bu tabloyu her akşam izleyen genç dimağlarda şu algı normalleşiyor: “Demek ki aile böyle kavgalı bir yerdir.”
Oysa bizim sosyolojimizde aile; merhamet, sadakat ve nesil emanetidir. Biz ekranlarda; engelli evladı için saçını süpürge eden babayı, şehit ailesinin vakur duruşunu, mahalle kültürünün o sıcacık dayanışmasını görmeye muhtacız.
3. Milli Hafıza ve Medeniyet Köprüleri
Diziler sadece bugünü değil, bir milletin ruhunu taşır. Bizim medeniyetimiz bir "edeb ve nezaket" medeniyetidir.
Komşu hakkı, helal lokma hassasiyeti, büyüğe hürmet ve Allah sevgisi gibi değerler dizilerde "nostaljik birer aksesuar" gibi değil; hayatın doğal akışı içinde işlenmelidir.
Kendi tarihine ve değerlerine yabancılaşan bir toplum, kültürel bir sömürge olmaya mahkûmdur.

4. Stratejik Bir Teklif: "Kazanım Takibi"
Eğitimde nasıl ki her dersin bir kazanımı varsa, milyonları ekrana kilitleyen dizilerin de bir "Toplumsal Etki Değerlendirmesi" olmalıdır. Şu soruları sormak zorundayız:
Bu dizi sadakati mi güçlendiriyor, yoksa ihaneti mi sıradanlaştırıyor?
Bu senaryo helal kazancı mı yüceltiyor, yoksa haramı "akıllılık" olarak mı pazarlıyor?
Merhameti mi artırıyor, yoksa bireyciliği ve bencilliği mi pompalıyor?
ÇÖZÜM: BİR "İYİLİK DİLİ" İNŞA ETMEK
Toplumumuz artık kavga ve entrikadan yorulmuştur. Bizim; dedenin hikmetine, annenin duasına, babanın metanetine ve gencin ahlakına ihtiyacımız var.
Milletimiz ekranlarda yabancı hayatları değil, kendi ruh köklerini görmek istiyor.
Unutmayalım ki; aile kalesi düşerse, medeniyet kalesi de düşer. Ekranlar aileyi yıkan bir balyoz değil, onu tahkim eden birer yapı taşı olmalıdır.
Hüseyin Demirtaş
Yorumlar
Kalan Karakter: